Deniz ULUSOY


YA DİRENMEZSEK?

YA DİRENMEZSEK?


Bitmeyen demokrasi şölenimiz(!) yıllardır olduğu gibi şaibeler, iddialar, kanıtlar, itirazlarla sürüyor. 100 yılın seçimi dedik fakat sandıklara sahip çıkmayı başaramadık. Hatta“yine başaramadık” desek yeridir. Geçtiğimiz bir buçuk yılı örgütlü olarak hazırlandığını ifade eden CHP başta olmak üzere, ülkedeki muhalefetin iktidara ne kadar hazır olduğunun bir resmidir aynı zamanda sandık güvenliği tartışmalarımız. Mustafa Sarıgül’den özeleştiri olarak gelen “Erzincan’daki sandıkların %15’inde yoktuk” açıklamasını varın siz ülke geneline endeksleyin. Tek adam rejimi ile devletin tüm organları tek bir yerden idare edildiği için, o yer de seçimlere girdiği için, yani bir taraf olduğu için devlet organlarının ayrımcılığı kimin lehine yapacağı bir sır değil elbette. Bu nedenle oylarının peşinde YSK’ya kadar torbanın içerisinde yolculuk yapman lazım dense “yok daha neler” yerine “acaba bu nasıl mümkün olur” diye düşünüyoruz. 
Örgütsüz halkı olası taşkınlıkların ve kaos ortamının önüne geçmek kaygısıyla “oyunuzu kullanıyorsunuz ve evinize dönüyorsunuz” şeklinde bangır bangır öğütleyen de iktidar değil muhalefet liderleriydi. (Bu arada ben de müşahitlik yaptım.) Ve bu çağrının etkisiyle midir bilmiyorum ama bildiğim ve gördüğüm şey oy sayım saati geldiğinde insanlar kendi sandığının sayımını izlemek için bile gelmedi. Halk sabaha kadar gözünü CHP’nin yapacağı açıklamalara yani televizyona dikti. CHP genel merkezinde görev yapan gazeteciler, haber almak için geldikleri genel merkez içerisindeki ekranlarda kendi kanallarındaki seçim sonuçlarını gördü. O seçim sonuçları da her zamanki gibi AA verileriydi. 
Ankara’da YSK önünde gecenin yarısı, oylarımıza sahip çıkıyoruz diyerek oturma eylemi başlatan 10 tane genç, 10 tane aslan parçası gözaltına alındığında muhalefetinmaslahatgüzar düzeyinde dahi ilgisini çekmedi. Sokakta mücadele etmek adeta unutuldu. Hatta sokak ve provokasyon sürekli aynı cümle içerisinde kullanılıyor. Muhalefetin bu tavırları ile her geçen gün marjinalleştirilmeye de devam ediliyor. Bunun bedelini uzun vadede hep birlikte ödüyoruz. Sendikaların tamamı sivil toplum örgütü olma noktasından bile geride. Varın sivil toplum örgütlerinin de nerelere savrulduğunu siz hesaplayın. Bu gidişle “sokak köpeklerine mama veren terör örgütü üyesi tutuklandı” haberleri mizah olmaktan çıkacak. Gezi direnişinden bu yana ülkemizin önemli bir toplumsal dinamiği olarak öne çıkan, hatta çoğu yıllar boyunca tek kitlesel devrimci duruşu sergileyebilen kadın hareketi de siyasetin seçim gündemi ağır basıyor diye mi bilinmez varlık gösteremedi. 
Meclise girmek hiçbir zaman hem bu kadar kıymetli hem de bu kadar anlamsız olmamıştır eminim. Meclis dışında siyaset yapamadığın için kıymetli, mecliste yaptığın siyasetin de artık bir anlamı olmadığı için kıymetsiz. Bu ne yaman çelişki anne durumu. Öte yandan ülke genelinde aldığı yaklaşık bir milyon oy ile seçim çevrelerinin yarısından fazlasında olmadığı halde yüzde 1,73 ortalamaya kavuşan Türkiye İşçi Partisi (TİP) gerçeği ile karşı karşıyayız. Meclise dört vekil göndermeyi başardı. Kıl payı farklarla üç vekil daha gönderebilirdi. “TİP’e verilen oylar boşa gidecek” propagandası ve yarattığı endişe olmasa 12-13 vekile dek bu sayı çıkabilirdi. Uzun bir aranın ardından ilk kez sosyalist bir parti halkın teveccühüne bu denli mazhar oldu. Artık TİP’inişi çok daha zor, sorumlulukları çok daha yüksek. Başarının ölçüsü meclise gönderilen vekille ölçülür bir ülkede yaşıyor olmamız büyük talihsizlik olsa da, bu bir milyon oyun politik olarak büyük anlamı olduğunu önümüzdeki süreçte daha net göreceğimizi düşünüyorum. Türkiye halklarının sosyalizmi konuşmaya başlaması hepimizin faydasına bir gelişme olacaktır. Sosyalist hareketin bir güç olarak duruş sergilemesi ise kaderimizi etkileyebilecek nitelikte olabilir. 
Ve fakat günün sonunda hiçbir siyaset bilimcinin, sosyoloğun izah edemeyeceği şekilde MHP’nin %10 oy aldığını gördük. CHP listelerinin de neredeyse yarısının sağcı adayların oluşturduğunu hesapladığımızda parlamentodaki çoğunluğuda sağcı, dinci, faşistlerin eline bırakmış olduk. Artık nur topu gibi “kadınları sahiplendirmek” isteyen vekillerimiz de var. 
Hemen ertesi gün, bıraktığı notta "…Bütün gençliğimi çaldılar. Kılıçdaroğlu'nun bu ülkeyi tekrar yaşanabilir bir konuma getireceğine inanıyordum. Bir kadın olarak hiçbir zaman özgür hissetmedim…" diyen gencecik bir kızımız da Marmaray’da intihar etti. Aksayan seferlerin yeniden düzene girdiği haberi iç rahatlattı(!) Herkesin işi vardı gücü vardı tabi, böyle düşüncesizlik de olmazdı(!) diyen tweetler okuduk bu haberin altında…
Cumhurbaşkanı son düzlükte kim olur?
Türkiye bu Pazar rejim referandumu ile kararını verecek. Önceliklemuhalefet sandıklara sahip çıkamaz, onlarca saat yine ekranlarda AA ile baş başa kalırsak,Goebbels’e rahmet okutan taktiklerle halka yutturulan istikrar(!), bir oy fazlasıyla dahi mevcut rejimde ısrar kararına neden olursatablo emekçi halklar açısından oldukça acıklı diyebiliriz: Baskılanan döviz patlayacağım sinyali veriyor. Refleksleri sadece halka karşı savaşta kuvvetli olan mekanizmalardan teyit yahut ret gelmiyor ama TCMB’nin temerrüde düştüğü haberleri dolaşıyor, büyük bir kemer sıkma, acımasız vergiler, yoksulluk, çaresizlik ve en acısı da anlamını bilen bilir “fukaralık” bizi bekliyor. Yeni dönemin yeni çelişkilerle geleceği gün gibi meydanda. 
E peki ne yapacağız? Siyasetteki yozlaşma hızla toplumu da yozlaştırıyor. Yoksulluk ve çaresizlik bir avuç sömürgen’insistemine karşı örgütlenmezse, obir avuç örgütlü sömürgen hepimizi ezip geçecek. Bizi bekleyen gerçeklik buyken gökten üç elma düşer böyle zamanlarda:Korku, teslimiyet ve direniş. Yasak elmanın direniş olmadığını insanlık tarihinden biliyoruz. Direneceğiz, tüm bu kötülüğe karşı savaşacağız ve kazanacağız. 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.